Çarşamba, 27 Haziran 2018 tarihinde yayınlandı. Özkan BAVLI tarafından yazıldı.

 

cantük yılmazCantürk Yılmaz

 

Yazı biyolojik forma sahip insan baz alınarak hazırlandığı için, içeriğinde seyahat, zaman, kaynaklar, sağlık, yabancı türlerle iletişim, egemenlik ve doğa koşulları gibi risklerin kolonileşme önünde önemli engeller/riskler taşıdığından söz edilmiş. 

Daha önceki yorumumda da belirttiğim gibi insan, günümüzdeki formuna evrilirken yüzbinlerce ve hatta biyolojik uzak yakın atalarını da sayarsak milyonlarca yılda ancak yeni yeni yaşadığı eve uyum sağlamaya ve hakim olmaya başladı. Yine de halen Dünya dışı mesela dinozorların sonunu getiren meteor hadisesi gibi tehlikelerden tam anlamıyla kurtulmuş da değil. Aynı zamanda Dünya içi çeşitli doğal felaketler ve kitlesel ölümlere hatta yok oluşa sebep olabilecek salgın hastalıklara karşı da yüzde yüz donanımlı sayılmaz. Yani yok olma riskimiz içeriden ve dışarıdan potansiyel olarak var ve hiç de beklemediğimiz bir zamanda bununla yüzleşebiliriz.

Akıl olmadan bu mavi gezegende yaşayan diğer hayvanlar gibi yaşayıp gitseydik bu tür meselelere de kafa yormayacağımızdan mutlu mesut yaşar giderdik. Ta ki yok olana kadar. Ya da Dünya yok olana kadar. Dünya'nın da mevcut yaşı kadar daha yaşadıktan sonra sonunda yakıtı tükenen Güneş tarafından yutulacağı gerçeğini de hesaplamamızdan sonra, önünde sonunda ya Evren'e yayılacağımızı ya da evimizle birlikte yok olacağımızı da anlamış olduk.

Yakın zamanda aramızdan ayrılan Stephen Hawking gibi bilim insanları ve bu konulara merak salan herkes yok olmamak için Evren'e yayılmamız gerektiğini her fırsatta dillendirmeye başladılar. O zamanlardan beri bir çok insan tıpkı yazınızda yaptığınız gibi nedenleri ve nasılları ile uğraştı bu yayılma gerekliliğinin. Gerek uzaydaki mesafelerin devasalığı, gerek fizik kurallarının bilinen ve şimdilik aşılamayan sınırları, gerekse de insan denilen türün biyolojik zayıflığı gibi sorunlar yüzünden bu yayılma arzusu hep arzu olarak kaldı, bilim kurgu konusu olmanın ötesine de pek geçemez oldu.

Aya ve yörüngeye yapılan insanlı seyahatlerden elde ettiğimiz veriler de bilim dünyasında uzaya seyahatte engellerin aşılmasının hiç de kolay olmadığı hatta imkansız olduğu yönünde ki mevcut öngörünün uzunca bir süre kalıcı olmasına sebep oldu. Yani boyumuzun ölçüsünü almıştık. 

Bir süre yavaşlayan hatta durma noktasına gelen bu yöndeki araştırma ve çalışmalar nihayet milenyumdan sonra yeniden merak konusu olmaya başladı. Çünkü analog sistemlerin yerini hızlı bilgisayarlar ve elektronik alt yapılar almaya başladı. Elektronik alanında kat edilen mesafe hızlandıkça insanın aklına çok önemli bir soru düştü; "acaba insan bilinci elektronik bir ortama aktarılabilir mi?" İşte uzaya seyahat hayali de bu sorunun cevabına bağlı olarak insanın evrimindeki en önemli eşik olarak önümüzde duruyor. 

Yuval Harari yazdığı 2 kitapla önceki yıl çok ses getirmişti. "Hayvanlardan tanrılara:Sapiens" dünya içi seyahatimizin şu ana kadar olan bölümünü önümüze koyarken ikinci kitap "Homo Deus; yarının kısa tarihi" bundan sonra ne olabilire kafa yoruyordu. Yazarın ve bazı bilim insanlarının öngörülerine göre, sandığımızdan ve beklenenden de kısa bir süre sonra insan biyolojik formundan sıyrılıp, bilincini elektronik bir ortama aktarabilecek. Bizler göremesek de çocuğumuz ve ya torunumuz son biyolojik insanlar olacak. Bu kadar yakın bir gelecek projeksiyonu sunuluyor.

Bu gerçekleştikten sonra neler olur kestirebilmek çok güç ama uzayda başka gezegenlere seyahat hayalinin artık bir hayal olmaktan çıkıp daha da büyük bir hayale, Evren'in her bir noktasına yayılma hayaline evrileceğini söyleyebiliriz. 

Bundan sonrasına ait öngörüler oldukça kompleks ve yeni. Merakla izlemeye devam ediyoruz...